Bir Yudum Anne

Bir yudum su, bir yudum sevgi, bir yudum hikâye, bir yudum insan ve bir yudum anne! Anneliği ne kadar istedi, ne kadar tattı, ne kadar farkına vardı, ne kadar yaşadı. Hepsinin cevabı bir yudum. Bir yudumluk hayatında neler neler oldu, neler neler olmadı, olamadı. Bir yudum hikâye ile de aramızdan uçtu. Melek oldu. Kuzucuğunun omzuna kondu. Sonsuz huzuru eminiz ki buldu. Bundan sonra içtiğimiz bir yudum suda, yağmur bulutunun bir yudum damlasında bir yudum anne olarak hep kalbimizin bir köşesinde olacak. Serüveni 1.5 yıl önce başlamıştı, illet peşini bırakmadı. Almaya kararlıydı belli ki. Peki o gitmemeye kararlı mıydı? Herkesten dua bekliyordu, oğlum beni bekliyor dua edin ona kavuşayım diyordu. Bunu her şeyden çok istiyordu. Kuzucuğunun yanından bir dakika bile ayrılmak zor gelirken şimdi aralarına saatler günler girmişti. Telafisi vardı elbet geçen günlerin yeter ki gelecek günlerim olsun diyordu. Son nefesine kadar direndi. Pes etmedi. Olmaz gidemem dedi. Daha göreceklerim var. Kuzum bensiz yapamaz dedi. Yaşamayı çok istedi ama son nefesini istememeye istemeye verdi. Gitti. Geriye kalanlar onun yokluğuyla yaşama devam etmenin acısını çekiyorlar şimdi. Allah sabırlar versin demekten öteye gidemiyor söyleyeceklerim. Ama ya gördüklerim işte onları hiç unutmamak üzere koydum bir kenara. Unutma ki kendine gel diye.. İlk Mevlidine gidemedim ama ikinciye gitmezsem üzüleceğimden emindim. O yüzden gitmeye kararlıydım. Vücudum beynimin verdiği komutu gerçekleştiriyordu ama ben boşluktaydım. Ne yaptığımın farkında olmadan bir şekilde evine kadar gitmeyi başardım. Kapısının önüne geldiğimde karşılaştığım tablo beni içinde bulunduğum boşluktan alıp gerçeğin ta kendisinin içine attı. Buraya kadar hiç düşünmeden sorgulamadan ezbere gelmiştim ama buraya kadarmış. Bu ayakkabıların yanına benimkileri de bırakıp üstüne bir de içimde başlayan fırtınadan kurtulup içeri girmek lazım ama şu ana kadar ki şuursuz halimden eser yok şimdi. Apartmanın koridorunda bir sandalyenin üzerine adeta yığıldım. İçeri girin siz de isterseniz diyen kişiye boş gözlerle bakıp bir şeyler mırıldandım. Oturduğum yerde çakılı kalmaya devam ettim. Taa ki arkadaşım gelene kadar. Ee hadi girelim dedi. Yeni bir ezberle onu takip ettim. Kimselerle göz göze gelmeden yine bir sandalyenin üzerine attım kendimi. İçimde coşan volkan patladı patlayacak bu sessizlikte akan gözyaşlarımın bile sesi duyulurken patlamam hiç olmaz. Kâh dışıma kâh içime akıttığım gözyaşlarımın arasında gördüklerim anlatılanlarla birer birer örtüşüyor. Özenle döşenmiş evinin her köşesinde şimdi başka eller başka gözler var. Hiç kıyamadığı evinde belki de bu kadar insanın aynı anda olabileceği başka bir an olamazdı. Nasıl acı anlatması nasıl imkânsız. Kullanmaya kıyamadığımız eşyalarımız, giymeyi geciktirdiğimiz giysilerimiz, ertelediğimiz hayatımız bir bakıyoruz ki ertelendiği anı göremeden elimizden kayıp gitmiş. Neden niçin hep boş ama yaşamın içinde hayatımızı dolduranları da boş görmek o kadar zor ki..Anlam verdiğimiz şeyler bizi mutlu ediyorsa anlamlı yoksa hepsi gerçekten boş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.